12 Aralık 2016 Pazartesi

Hayat Dersi

50 Yaşına Giren Bir Adamın Doğum Gününde Yazdığı, Herkesin Okuması Gereken 22 Maddelik Hayat Dersi


“Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir. Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”





1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”

2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”

3. “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”

4. “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”

5. “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”

6. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”

7. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”

8. “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nâzik olmayı öğrenirsiniz.”

9. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”

10. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”

11. “Her gün yeni şeyler bulmakla ilgili belirli bir zaman ayırın. Üretkenlik bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir.”

12. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”

13. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”

14. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”

15. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”

16. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”

17. “Yazarken, sanki canı çok sıkılmış bir insanla konuşuyormuşsunuz gibi düşünün ve her cümlenizle onun dikkatini üzerinizde toplamaya çalışın.”

18. “Isaac Newton kalkülüsü icat etti; fakat aynı zamanda simyaya da inanıyordu. Pek çok aptalca şey yapmadan zeki ve başarılı olmanız mümkün değildir.”

19. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”

20. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”

21. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”

22. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

Kaynak : http://muthispsikoloji.com/

10 Aralık 2016 Cumartesi

Yağız Gönüler'den Oğluna 30 Öğüt

  1. Her işe Allah’ın adıyla başla, O sana yeter.
  1. Kimsenin, hiçbir kurumun ya da ekibin adamı olma, “Allah adamı” ol.
  1. Mertlik hırkasını üzerinden çıkarma lakin yalnız kalmaya kendini hazırla.
  1. Para cebinde çok olursa, gönlünde yok etmeye bak.
  1. Çok kitap okuma, doğru kitapları oku.
  1. Felsefesiz, tavırsız, üslupsuz olma. Hepsi sana estetik ve ahenk kazandırır.
  1. İyi müzik dinle. Böylece başka dünyalar da dinlenir.
  1. İyi resimler gör. Böylece başka kapılar da görünür.
  1. Kendine bir yol bul, bir mürşit bul, bir rehber bul. Kılavuzsuz yol alınmaz.
  1. Kendine yetebilecek kadar bir enstrümanın olsun. Bu kalem de olabilir.
  1. Ailen, işin, aşın dışında mutlaka bir meşgalen olsun.
  1. Fazla insan yüktür, az insanla görüş.
  1. İhtiyacını al, fazlasının hesabı ağır olur.
  1. Ev ve araba dikili ağaç değildir, bir fidan dik, gölgesini düşle.
  1. Bir hayvan yetiştir. Kedi tavsiyemdir.
  1. Çok fazla hayal kurma, rüya yakala.
  1. İlk kavganda dayak yersen ikincisinde mutlaka dövecek yeteneği edin.
  1. Kimseye ‘işsizim, param yok’ deme. Hor görürler garibi, sen görme.
  1. Yetim giyindir, öksüz doyur.
  1. Kul hakkı yeme, vebali ağır olur.
  1. Kimsenin aklına güvenme, kendi kalbini dinle.
  1. Tecrübe, ilimden üstündür. Büyüklerin hayatlarını, eserlerini oku.
  1. Ruhunu keşfetmen, diplomadan daha önemlidir. Hayatın anlamını ara.
  1. Seni doğuran ananın, sana bakan babanın kıymetini bil.
  1. Yaşadığın memlekete sahip çık, şehrini göz et, koru ve kolla.
  1. Doğduğun topraklara muhakkak bir borcun vardır, o borcu öde.
  1. Gönülden gönüle uzanan yolları keşfet.
  1. Rızkı veren Hüdâ’dır, kula minnet eyleme.
  1. Yürürken tövbe et, yatarken şükret, dilinden zikri eksik etme.
  1. Allah’tan başka her şey puttur.
Kaynak : http://www.izdiham.com/yagiz-gonuler-biten-30-yilin-ardindan-ogluma-30-ogut/

26 Mayıs 2016 Perşembe

9 Mart 2016 Çarşamba

17 Mart 2015 Salı

Organizasyon, Başarı Demek Değildir!

Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…
Çok çalışır… Çok üretir... Ve bunları keyif içinde yapardı.

Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı.

Bir gün karlılığı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi.

Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı.

Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı.

Bu nedenle; hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu.

Artık artan ekipmanlar için de bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.


Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.

Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.

Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu.

Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.


Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.

Bunun üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi.

Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.

Paradigma

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.





Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:

Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”

Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

27 Şubat 2015 Cuma

AYDINLIK İSTİYORUM" DİYORSAN EĞER... / NAZLI ÖZBURUN

Adamın birisi, bir gün bir kuyuya düşer. Kapkaranlık kuyuda ne yapacağını şaşıran adam, yardım istemek için var gücüyle bağırmaya başlar. Oralardan geçen ve sesi duyan bir başkası kuyuya yaklaşır ve adama yardım edebileceğini söyler. Bir ip bulur, aşağıya sarkıtır ve adamdan ipe sımsıkı sarılmasını ister. Kuyudaki karanlıktan rahatsız olan adam, yardım için gelen kişiye kızarak bağırır: “Ben ip istemiyorum. Aydınlık istiyorum!”

Yukarıdaki adam ipe sımsıkı sarılırsa aydınlığa çıkacağını söylemesine rağmen, daha önce kuyuya düşmediği için iple çıkılabileceğini bilmeyen kuyudaki adam, zihnine iple çıkabileceği fikrini bir türlü kabul ettiremez. Israrla aydınlık istediğini söyler durur… Yukarıdaki adam da ısrarla ipe sarılması gerektiğini… Kuyudaki adam en sonunda vazgeçer ve kuyunun içinden kendi çabasıyla tünel kazmaya ve bir şekilde kendi gücüyle aydınlığa ulaşmaya karar verir. Sizce başarabilmiş midir? Sanmam…



Adam hala aydınlığı yanlış yerde aramaya devam ediyor… Nereden mi biliyorum? Hepimizin hayatından… Yaşadığımız sıkıntıları, boğulan ruhumuzu, sahte ışıklarla aydınlatmaya çalışmamızdan...
Hepimiz mutlu olmak istiyoruz ama mutluluğu kendi bildiğimiz yollardan bulmaya çalışıyoruz. Her seferinde gittiğimiz yoldan bulunamayacağını bize fısıldayanlara, “Hayır, hayır, ben onu değil, mutluluğu istiyorum!” diye diretiyoruz.

Mesela sabah güneş doğmadan önce uyanmanın, insan için çok iyi olduğunu bilmemize rağmen biz hala her fırsat bulduğumuzda geç vakitlere kadar uyuyorsak, aynı kuyudaki adam gibi davranmış olmuyor muyuz? Üstümüze güneş doğduktan sonra uyandığımızda şişmiş bir beyinle ve elektrik yüklü olarak güne başlamıyor muyuz?

Her şey gözümüze bir bir batıyor sonrasında. Her şeyin üstümüze üstümüze geldiğini hissediyoruz. Ama seçimlerimizi değiştiriyor muyuz? Dönüp doğru yola bakıyor muyuz? Yoksa uyanmak için üst üste çaylar kahveler mi deviriyoruz? Aynen ipe sarılmayıp tüneller kazmaya çalışan adam gibi… Ne dersiniz, bunlar size de tanıdık geliyor mu?

Sert olanın değil, yumuşak olanın daha etkili olduğunu bilmemize rağmen, aydınlık yaşamak adına yumuşak davranmayı tercih ediyor muyuz? Yoksa bunu bilmemize , kızgınlıkla davrandığımızda kalbimizin sıkışmasına rağmen, sonradan bin pişman olacağımız sözler sarf etmiyor muyuz? Yumuşak davranmakla mutlu olmak arasında ilişki kuruyor muyuz? Yoksa bize alakasız gibi mi geliyor? Oysa kutsal olan din de, hikmetli felsefeler de bunu önermiyor mu bize her daim?




Sahip olduğun varlığı paylaşmanın, varlığı arttırdığını hepimiz biliyoruz. Bir ağacı budarsanız seneye daha fazla gürleşmesi gibi, budamazsan meyvesinin azalması gibi... İnsanların dünyasında da sahip olunanın ihtiyacı olanla paylaşıldığında arttığını söyleyen evrensel bilgiye sımsıkı sarılıyor muyuz?

Yoksa aklımız bize “Biriktirirsen çoğalır. Hiç verince çoğalır mı?” diyerek tersini mi söylüyor? Biz mutluluğu ve aydınlığı nerede görüyoruz? Biriktirmekte mi, paylaşmakta mı?

Çoğu zaman gerçek, bizim tahmin ettiğimiz şeyin dışındadır. Zanlarımızla hareket ederek bağlantı kuramadığımız her noktada fıtratın doğrularına teslim olmak durumundayız. Bize yardım etmek isteyen bir sahibimiz olduğunu unutmadan… Aklımız, kalbimiz ve evrensel doğrular karşılaştığında doğru tercihin “O’nun bize söylediğini kabul etmek” olduğunu unutmadan…

Bize her zaman uzatılan bir ip var. Dünya kuyusunda karanlıkta yalnız bırakılmış değiliz. Sadece ipe tutunmak gibi küçük bir kısmı bizim irademize bırakılmış. Ama biz çoğu zaman onu da yapmayıp tüneller kazmaya başka başka mutluluk reçeteleri icat etmeye çalışıyoruz.Olmuyor tabii ki…

Hala kuyudaysak, bize uzatılmış ipleri göremediğimizden veya iplere ihtiyacımız yokmuş gibi davranıp, kendimize yalan söylediğimizdendir! Etrafınıza şöyle bir bakın… Sizi kuyudan çıkarmak için uzatılmış ne çok ip göreceksiniz…

Aydınlık istiyorsanız eğer, samimiyetle ipe sarılma zamanıdır.Yok, "Böyle iyiyim. Kendi tünelimi kendim kazarım, aydınlığımı da kendim bulurum." diyorsanız ne diyelim? Seçim sizin…

NAZLI ÖZBURUN - Aile ve Evlilik Terapisti